Ne çabuk geçiyor zaman…
En vazgeçilmez sandıklarımızdan vazgeçtik.
Kimleri kaybettik, kimleri kazandık…
Bitmeyecek sandığımız her şey, acı ya da tatlı bir şekilde bitiverdi.
Kimi zaman en yakınımızı kaybettik,
kimi zaman dünyaya gözlerini açan bir yavrunun sahibi olduk.
Kimi zaman tükenişleri yaşadık,
kimi zaman da sabrımızın mükâfatını gördük.
En çok güvendiğimiz insanların aslında güvenilmez olduklarına şahit olurken,
bir yandan da “vefa borcum var sana” diyen güzel insanları kazandık.
Ne çok acı ve tatlı günleri geride bıraktık…
Emek verdiğimiz nice şeyin gözlerimizin önünde savruluşuna tanık olduk.
Çevremizdeki güzel insanlardan istifade ettik.
Sevdiğimiz, toplumda değer kazanmış kıymetli şahsiyetleri kaybedince
yıkılışlarımızı gördük.
Kıymetli okurlarım,
Ademoğlu bin yıl da yaşasa, bin yıl da geride bıraksa,
hayata dair öğreneceğimiz daha yüzlerce şey olacağından hiç şüphemiz yok.
Bu döngünün böyle devam edeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz.
Yaşamımız boyunca hiçbir şey göründüğü gibi olmamıştır
ve yine aynı kalmayacaktır.
Bu şartlar bize kimseye tamamen güvenmemeyi öğretti.
Lâkin güzel insanların varlığını da görmemizi sağladı.
Bu tecrübeler ancak yaşayarak ortaya çıkıyor.
Oysa yaşamak ve yaşatmanın ne kadar huzur ve mutluluk verici bir eylem olduğunu
herkes yaşayarak hissetmeli, diye düşünüyorum
Bu hayatta hepimiz öğrendik ki,
maddi güç, makam ve mevkiler insana gerçek anlamda hiçbir şey kazandırmaz.
Nice emek verdiğimiz şeylerin bir yıldız gibi kayıp gittiğinde bunu daha iyi anladık.
Aslında her şeyi yavaş yavaş öğreniyoruz…
Çocukluk yıllarımda muhterem babamın bana anlattığı
nasihat dolu sözlerin, zamanla bir bir gerçekleştiğini görüyorum artık.
Yaşayarak öğreniyoruz:
Komşularımızın bize ihtiyacı olduğunu,
yüzümüzdeki çizgilerin anlamını,
bir insanı dinlemeyi, anlamayı, nasihat etmeyi…
Camın önüne gelen bir kuşun yemeğe ve suya ihtiyacı olduğunu bile fark ediyor insan.
Merhameti, insanlığı, hakkı ve hukuku içinde dosdoğru yaşamayı öğreniyoruz.
Sorumluluğumuzun ne kadar büyük olduğunu da…
Mevlânâ ne güzel söylemiş:
Her şey vaktini bekler.
Ne gül vaktinden önce açar,
Ne güneş vaktinden önce doğar.
Bekle… Senin olan sana gelecektir.
Her zorluğun sonunda doğan bir ışık vardır.
Kıymetli okurlarım,
gelecek ömrünüzün geçmişinizden hayırlı olmasını diliyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygı, sevgi ve hürmetlerimi sunuyorum.
Ayşe ALPASLAN

